Koçlukta Uygulamalar

View this post on Instagram

G-R-O-W metodu ile koçluk uygulamaları

A post shared by Merve Yazıcı Topdemir (@yazicimerve) on

 

Koçluk uygulamasının temelinde aktif dinleme ve güçlü sorular olduğunu öğrendik. Şimdi de güçlü sorular sorarken çerçevemizin sınırlarını nasıl çizeceğimiz üzerine yoğunlaşalım.

Koçluğun sohbetlerine baktığımızda, en yaygın olan modelin  G-R-O-W modeli olduğunu görürüz.  Bu modelin ayrıntısında Goal (amaç), Realitiy (Gerçek), Options (seçenekler), Will (İrade) başlıkları vardır.

Resmi bir koçluk senasında veya koçluk perspektifi ile yapılan liderlikte, öncelikle konu üzerinde kişiye bir amaç belirletmek gerekir. Eğer kişi size bir problem ile geldiyse ilk yapacağınız kişinin bu problemin nasıl bir çözüme ulaştırma amacında olduğunu netleştirmektir. Örneğin;

Ahmet yürüttüğü projede ekip arkadaşlarıyla iletişim problemi yaşıyorsa burada Ahmet’in amacı, iletişim problemini çözebilmek olmalıdır. Ahmet, problemin çözülemeyeceği kanısındaysa, koçun görevi Ahmet’in problemi çözme amacını sahiplenmesini sağlayacak güçlü sorular sormaktır.

Sohbet çerçevesinde Ahmet konuyu sahiplendikten sonra ikinci adım konuyu gerçekçi ve nesnel bir şekilde ele almaktır. Koçun görevi Ahmet’in iletişim problemi üzerinde farkında olmadan sebep olduklarını fark ettirmek ve bir takım seçimler yapmasını sağlamaktır. Reality yani gerçeklik olarak adlandırdığımız bu adım, danışanın konuyu olduğu gibi görebilmesi üzerine sorulan güçlü sorularla yönetilir. Danışan bu adımda, iyi ve kötü olduğu tüm davranışları görebilir hale geldiyse adım başarıyla tamamlanmış demektir.

Elbette hiçbir koçluk sohbetinde 1 seansta bu farkındalık sağlanamaz. Koçluk süreci sabır ve istikrar gerektirir. Bazen bir seans sadece amacın belirlenmesi ile sonuçlanıp Reality kısmı başka bir koçluk sohbetinde ele alınabilir. Bu sebeple her koçluk sohbetinde probleme yönelik uzun vadeli ve o güne özel kısa vadeli hedefler konulmalıdır ki, danışan koçluk sürecinin içinde kalabilsin.

Reality adımından sonra Options yani seçenekler adımına geçilir. Bu adımın amacı, problemin çözümü için olabildiğince çok sayıda eylem adımı alternatifi oluşturmaktır. Eylem adımları için fikirler danışandan gelmesi gerektiği için, güven ortamının sağlanmış olması gerekir. Danışan saçma olduğunu düşünse dahi çözüm için tüm fikirlerini rahatlıkla ifade edebilmelidir. Koçluk yapan kişinin görevi danışanın sınırlarını kaldırarak probleme tüm yaratıcılığıyla yaklaşarak fikir üretmesini sağlayacak zemin oluşturmaktır.

Options adımı, seçeneklerin sınırlandırılması ve yapılacak olan eylem adımının netleşmesi ile tamamlanır. Devamında son adımımız Will yani irade kısmı devreye girer. Ne yapacaksın? Ne zaman yapacaksın? Ben nasıl bilebilirim? Tüm bu süreçlerin sonunda bundan sonra neyi farklı yapacaksın? Şeklindeki soruların cevapları ile koçluk sohbeti tamamlanmış olur.

G-R-O-W metodu koçluk sohbetinin çerçevesini belirleyerek hem koçun hem de danışanın yoldan çıkmadan konu içerisinde kalmasını sağlar. Koçluk sohbetlerinin en basit metodlarından biri olan bu metod , sabırla uygulandığında özellikle koç gibi liderler için çözüm anahtarıdır.

Metodun çok daha ayrıntılı işleyişi için sorularınız, fikirlerini, yorumlarınız, düşünceleriniz için;

yazicimerve@yandex.com mail adresimden ulaşabilirsiniz.

Koç gibi Lider

 

Alıştığımız hiyerarşik liderlik düzen ile baskılanan tüm potansiyelleri açığa çıkarmanın zamanı geldi. Liderlerde,  yavaş yavaş da olsa koçluğun, hiyerarşiden daha etkili olduğu bilinci oturmaya başladı.

Eski düzende emir komuta sistemiyle ilerleyen yönetim tarzları; farkındalık, sahiplenme, sorumluluk, güven temelleriyle yeniden inşa ediliyor. Böylece çalışanların potansiyelleri ile performansları iyiden iyiye yakınlaşıyor. Çalışan, kendinden istenilen işi emir alır gibi alıp , emir sınırlarında , tarif edildiği şekliyle, uygulamaktan öteye geçip, işi sahiplenerek,  sorumluluğu alıp işi halletmek üzerine odaklanıyor. Peki koç gibi liderler bu işi nasıl beceriyorlar?

Bir koç çalışanından beklediği  işi tariflerken, çalışanın o işi tamamlamak üzerine sorumluluk hissetmesini sağlayarak iş çıktısına ulaşıyor. Örneklem  üzerinden karşılaştırma yaparak  inceleyelim.

Sıradan lider olan Bayan X, çalışanı olan bay B’yi yanına çağırır; “bana bir rapor sunumu hazırla” der.

Bay B komutu almıştır. Sunum formatında bir raporu hazırlayıp Bayan X’e teslim etmesi gerekmektedir.

Sunum programında bir hata olur ve Bay B raporu hazırlayamaz. Sıradan lider olan Bayan X’in yanına gider, sistemsel hata sebebiyle raporu hazırlayamadığını söyler.

Bayan X: Sistemsel hata için teknik bölümden destek istemesini emreder.

Bay B komutu alır ve teknik bölümle konuşur. Teknik bölüm Bay B’ye iş yoğunluğu bahanesiyle sistem probleminin çözümünün zaman alacağını söyler.

Bay B , sıradan liderine gider ve raporu yine hazırlayamadığını gerekçesiyle aktarır.

Bayan X sinirlenmeye başlar. Çalışanının performansının düşük olduğu algısına kapılır. Fakat Bayan X’e rapor lazımdır ve süre gittikçe kısalır.  Bu durumda raporu kendisi hazırlamak zorunda kalır çünkü Bay B bu raporu hazırlamak için yeterli performans ve kapasitede değildir.  Hatta işi sahiplenmediğini, işe ilgi duymadığını söyleyerek Bay B’yi azarlar. Bu algı ve yönetim yöntemiyle iyiden iyiye motivasyonunu, kendine güvenini kaybeden Bay B hatasının ne olduğunu anlayamaz. “Bayan X ne dediyse yaptım, bana söylediklerinin dışına çıkmadım demek ki ben gerçekten yetersiz bir çalışanım ” gibi düşüncelere kapılır.  Böylece koç gibi lider olan Bayan Y ile çalışmak üzere rotasyon/iş değişikliği yapar.

Koç gibi bir lider olan Bayan Y, yine aynı çalışan olan bay B’yi yanına çağırır. “Yürüttüğümüz işlerdeki başarılarımızı sunmak/göstermek istiyorum.  nasıl yapalım dersin?” diye sorar. Bay B; bir sunum formatında bu işleri raporlayabileceğini söyleyerek Bayan Y’nin yanından ayrılır.  Bay B bir sürü farklı problemle karşılaşır, hepsini çözer çünkü rapor hazırlamasına dair bir sorumluluk hissediyordur. Raporu hazırlayıp Bayan Y’ye teslim eder. Bu ve dahasındaki iş çıktilarından ötürü Bayan Y , Bay B’den çok memnundur.

Ne kadar bilindik bir senaryo değil mi? Buradaki kişi aynı olmasına rağmen maruz kaldığı yönetim şeklinden dolayı bambaşka algılanmaktadır.

Kimileri için oldukça gülünç olan bu iki örneklem aslında bir çok çalışanın yaşadığı durumu özetler. Burada en çok yorulan, işi kendisi yapmak zorunda kalan, iş çıktılarından memnun olmayan sıradan lider, kendini koç gibi lider olma yolunda yetiştirebilse hem çalışanları hem de kendisi için sürdürülebilir başarı sağlanacaktır. Tüm bunların FARKINDA OLMAK işin püf noktasıdır. Farkında olduğumuz her şeyi yönetebilirken, farkında olmadıklarımızın bizi yönetmesine izin vermiş oluruz.

Özetle;

Koç; herkesin yeterli performansa sahip olduğu inancındadır. Yönetimin sözde değil özde yani kendi cümlelerinde, yüz ifadelerinde ve ses tonunda olduğu bilinciyle çalışanını işin içinde tutmayı becerir. Elbette yönetim tarzı bir tercihtir  fakat amaç iş çıktılarını ve performansları değerlendirmekse, koçluk bizi doğru sonuca en kolay ulaştıracak yönetim tarzıdır. Mottomuz: Sorumlu, farkında, potansiyeline inandığımız ve inandırdığımız çalışanlarla yürüyüp gitmek.

Saygılarımla,

Merve Yazıcı Topdemir.

Daha ayrıntılı sorularınız, fikirleriniz, yorumlarınız, düşünceleriniz için;

yazicimerve@yandex.com mail adresimden ulaşabilirsiniz.

Stratejik Satınalma

Bir dönem, tüm duygularınızı kapının önünde bırakıp işinizin  başına öyle geçeceksiniz diyen baskın, motomot bir yönetim sistemi hakimdi tüm iş dünyasında. Allah’tan zamanla bu tarz yönetimlerin insan yönetme açısından durumu ne kadar verimsizleştirdiği kanıtlandı da duygularımızla bizi bir bütün kabul eden yeni iş dünyası oluşmaya başladı.

 

Elbette işimizin her aşamasına duygularımızla yaklaşabilmemiz mümkün değil. Satınalma iş görevime başladığımda, duygularımı, sevgimi, sahiplenme duygumu, tamamen sorumlu olduğum kapsamlara yükledim. Asla tedarikçilerimle duygusal bir bağ kurmadım.  Satın aldığım tüm malzemeler benim bebeklerimdi. Hala da öyle. İşimi yaparken, çalıştığım kurumun karlılığından çok satın aldığım malzemelerin ,adeta evladımmış gibi, tüm hayat döngüsüne odaklanarak sürdürülebilir ve geniş çerçevede kazanacağı yarara yöneldim. Zamanla fark ettim ki, severek , sahiplenerek oluşturduğum bu iş yapış şeklimle farkında olmadan bilincaltima yerlesmi stratejik satınalma yaklaşımı ile ilerliyorum.

Stratejik satınalmada 7 adım vardır. Bunlardan brincisi;

 

Ürünü tanımlamak.

 

Yani benim bebeklerimin her bir şeyini biliyor olma isteğimle, nerede kullanılıyor, alt parçaları var mı, nasıl yapılıyor, kendisi ve varsa alt parçaları güncel durumda nereden tedarik ediliyor. Mevcut durumda kalite ve teknik standartları nelerdir … İkindi bir adım;

 

Pazar analizi.

 

İlgili ürünü başka kimler üretebiliyor. Pazardaki üreticilerin pozisyonları, risk ve fırsatları. Kim benim bebeğimi beklediğim standartlar çerçevesinde daha iyi üretebilir. Pazarın kültleri ve yeni eklenenleri kimlerdir… Üçüncü adım;

 

Strateji oluşturma.

 

Buradaki yaklaşımım, bebeklerim için yeni bir ebeveyn seçmelimi miyim? Seçmeliysem bu kim olmalı ve onları bana nasıl ne şekilde göndermeli. Bu kararları verirken ailenin diğer üyelerine yani çalıştığım kurumun kalite, lojistik, teknik gibi gerekli kardeş bölümlerine de danışırım ki bir bütün olarak ailemizin içine girecek olan ebeveynlerle, aile içerisinde sorun yaşamayalım. Dördüncü adım;

 

Satınalma methodu seçimi.

 

Bu method benim çok da etki alanımda değil. Kimi firmalarda yıllık ciro miktarına göre farklılık gösterebilirken kimi firmalar için  hangi ciro olursa olsun kesin net satınalma method kuralları vardır. Beşinci adım;

Pazarlık ve tedarikçi seçimi.

 

Bu adım birkaç defa fiyat pazarlığı yapıldıktan sonra son durumun ailenin diğer üyeleri olan, kalite,lojistik, teknik gibi bölümlerle tedarikçinin belirlenmesidir. Altıncı adım;

 

İletişim.

 

Aile içerinde bir araya gelip, hangi tedarikçinin seçildiği konusunda bilgilendirme yapmak, haberdar etmektir. Buradaki amaç tüm ailenin aynı bilgi eşitliğinde, tüm riskleri birlikte değerlendirerek gerekirse süreçlerin veya bebeklerin ( satın alınan malzemelerinin)  iyileştirilmesi şeklinde geri bildirimlerle ilerlemek. Yedinci adım;

 

Analiz ve raporlama.

 

Bir önceki döneme kıyasla fiyat, performans açılarından neler değişti. Neler daha iyi hale getirilir. Yani Ruşen amcanın oğlu sedat  geçen sene neler yapıyordu, bu sene neler yapıyor bakıp farkları analiz edip bebeklerimi  iyileştirmek için yeni çalışmalar yapmak şeklinde düşünebiliriz. 

7 adımda içselleştirilmiş stratejik satınalma ile hem yaptığınızın işin kalitesi, sürdürülebilirliği, karı, risk yönetimi artacaktır.  Kolaylıklar dilerim.

Koçluk Nedir ?

 

Koçluk eğitimim süresince internet üzerinden sistematik ,ayrıntılı bir arşive ulaşamadığım için adım adım koçluğu anlatan bir yazı dizisine başlamaya karar verdim. Akıllara takılan tüm soruları cevaplamaya çalışacağım. Başkalarına ulaşmasını istediğim yazı dizilerimde yaptığım gibi, bu yazı dizimde de seslendirme videolarımı ekleyerek okuma ve görme engeli olanlara ulaşmaya çalışacağım.

Haydi artık başlayalım.

En çok garipsediğim  durum,  Koç ünvanını alan kişilerin büyük bir çoğunluğunun,  koçluk yapmaktan ziyade koçluk eğitimleri vermek üzerine yoğunlaşmış olması.  Koçluk ünvanını, sertifikasını almak düşünüldüğü kadar zor değil. Hal böyle olunca elinde koçluk izni olan herkesin gerekli yeterliliği olup olmadığına bakmadan,  kalkıp eğitim veriyorum diyerek piyasada dolaşması oldukça tedirgin edici.  Koçluk, 1 yanlış  bilgi ile birbirini etkileyen bir çok yanlışın içerisinde kişinin kaybolmasına sebep olacak kadar  tehlike içerir. Bu sebeple  eğitim almaya karar verdiğinizde ilk olarak eğitmeni iyi araştırmalısınız. Özellikle belirtmek isterim ki, benim yazılarım kesinlikle bir eğitim dokümanı değildir . Yazılarımda; bildiğim, gözlemlediğim konu, olay ve durumlar yer alacaktır. Yazılarımı,  “ulaşmak istenilene ulaşmayı kolaylaştırıcı” tanımlamasıyla  okumanızı rica ederim.

Koçluk nedir önce onu anlayalım. Koçluk , sizi ulaşmak istediğiniz hedefe/hayale götüren bir yol arkadaşlığı sürecidir. Koç sizin hedefinizi anlar, hedefinizin yolundaki riskleri görmenizi sağlar, bu riskler için önlemlerinizi belirlemenize destek olur, başarıya ulaşmanızı kolaylaştırır,  motive eder, sizi yolda tutar. Psikologtan farklı olarak, klinik tanısı olan kişilerle çalışmaz. Yine psikologtan farklı olarak koçun, sizi ulaştırmak istediği bir hedef vardır ve ruhsal durumunuzdan  çok gerçeklere odaklanarak , stratejilerle ilerlemenizi sağlar.

Koçlukta olmazsa olmaz temel ilkelere baktığımızda;

Koçluk sürecinde başarısızlık diye bir kavram yoktur. Başarısızlık,  geri bildirim alınması gereken bir durumun oluşması halidir. Standardın dışına çıkan bir durum varsa, geri bildirimlerle normal haline  döndürülür. Kişi  ihtiyacı olan tüm kaynaklara sahiptir. Kimse  zihinsel veya fiziksel olarak dezavantajlı değildir, mükemmel bir kusursuzlukla şu anda gerçekleştirmekte olduklarını gerçekleştirmek üzere yaratılmıştır. Bununla birlikte değişim kaçınılmazdır, değişime kapalı olunmamalıdır.  Kişi, kendine sunulanlar arasında en uygun olanı seçmiştir ve her davranışının ardında olumlu niyet barındırır. Kişinin yaşamındaki en esnek parça, en büyük etkiyi yaratabilecek güçtedir.

En basit haliyle koçluğun tanımını ve temel ilkelerini özetledim. Daha ayrıntılı sorularınız için mail adresimden ulaşabilirsiniz.

Email: yazicimerve@yandex.com

19 Ağustos 2019

Well… bugun ne kadar başarili oldugumu fark ettim. Uzun zamandir kör olmuş ve gerçekleşenleri görememişim. Kendimden başka konuşan herkesin uğultusundan kendimi duyamamışım. Popüler kültürün etkisiyle sahip olunmasi gerekiyor gibi sunulanları, kendi arzu ve isteğimle ikinci plana itelemişim de kendimi popüler kültürün etkisiyle yaşayanlardan sanmışım.

Amacım neydi benim? Ulaşmak istediğim, gözümü kırpmadan tüm riskleri göze alıp kariyer hedeflerimin üstüne basıp inatla savunduğum? savaşım? Mücadelem?

Kendi yolumda, yolumu şaşırmadan devam etmişim lakin amacıma çok uzun zaman önce ulaşmış olduğumu görememişim. Başkalarının her şeyini feda ederek peşinden koşturduğu havuçlara sahip olamadığım için kendimi başarasız zannetmişim.

Tam da bugün, ansızın , öylesine, bir anda fark ettim. “1 dakika merve ya! kızım sen istediğini almışsın” diyiverdim.

Herkesin peşinden koştuğunun peşinde koşmak kolaydır. Etrafındaki tüm şartlar o peşinden koşulana göre kurgulanır. Gözünü açtığında, kapattığında etrafında akıp giden her şey o aynı şey uğruna koşturduğunu varsayarak hizmet eder sana.

Oysa ben, herkesin koştururken, koşturdukları uğruna feda ettiği değerlerin üstüne basıp geçenlerden olmadım. Ben, o üstüne basıp geçilen adalet, hak, hukuk, saygı için herkesin peşinden koştuğu o şeylerin üstüne basıp geçtim.

Fakat etrafımda nefes alan -almayan her şey öylesine ayni hedefe odaklanmıştı ki, kendimi o hedefte zannederek başarısızlıkla suçladım. Oysa ben başarmışım. Baya baya aldığım tüm risklerle , kendime ve etrafımdakilere en azından hakettikleri saygı ortamınında yaşayabilmeyi kazandırmışım.

Farkında olsalar da olmasalar da BEN AMACIMA ULAŞMIŞIM artık sıra başarılmayı bekleyen yeni hedeflerde. I’m coming babies…

24 Temmuz 2019

Biraz da sosyal hayatımızdan bahsedelim kırk yaşım. İş güç bildiğin gibi . Yapmak isteyip yapamadıklarının arasında sıkışıp kalmış bir merve. Kim ne zaman nasıl beni uçurumdan aşağıya atacak da kendim olma cesaretini göstereceğim bilmiyorum. Belki ben, belki bana benden daha yakın biri veya birileri. Neyse, sürekli buhranları anlatıp durmaya gerek yok biraz da hayatımı güzelleştirenleri paylaşayım seninle.

 

Köfteli yaşamaktan bahsedeyim mesela. Bir evcil hayvan sahibi olmanın oluşturduğu avantaj ve dezavantajları hatta çalışan birinin evcil hayvanı olmasının nasıl bir his olduğunu anlatayım biraz.

 

Sercan’nın köfteyi ilk getirdiği gün tedirginlikler sarmıştı zihnimi. Büyük bir heyecanla istemiş olsak bile bir canlının sorumluluğunu alabilir miyiz alamaz mıyız emin olamamıştım ve  günün birinde Sercan’ın titizliği tutup köfteyi evden göndermek ister diye çok korkmuştum. Yeni evimizin her yerine yaptığı tuvaletini, dünyanın parasını verdiğimiz koltuğumuza ve kıyafetlerimize yapıştırdığı tüyleri hep Sercan’dan gizlemek için bir şeyler yapmaya çalışıyordum. Ama başarmak ne mümkün. Ben köfteyi korumak için ne yaptıysam, köfte kendini olduğu gibi Sercan’a gösterebilmek için benimle adeta yarıştı. Neyse ki tüm  temizlik takıntılarına rağmen köftenin karşılıksız ve sonsuz sevgisi Sercan’ın da onu çabucak kabullenmesini sağladı. Zamanla tüm tedirginliklerim bir bir geçti. Köftem tüy dökmeyi azalttı, tuvaletini yapmayı öğrendi. Bizim tüm yorgunluğumuzu alan, koşa koşa evimize gitmemizi sağlayan minik, tatlış maskotumuz oldu. Bir canlıyı büyütmek muazzam bir zevkmiş. Hele ki bunu sevdiğinle birlikte yapıyorsan….

 

Gün içerisinde birbirimize acaba ne yapıyor diye sorduğumuz, en ufak komikliğine dakikalarca güldüğümüz, yolumuzu gözleyen,  bize koşulsuz sevme ve sevilme duygusunu hissettiren köftesiz bir hayat düşünemiyorum artık.

 

Türkiye’nin evcil hayvanı olan ailelere henüz alışık olmadığını düşünüyordum. Bir sürü mekana giriş çıkışlarımızın problem oluşturacağı kanaatindeydim. Elbette sosyal hayatımızın aynı şekilde devam edebildiğini söyleyemem fakat benim zannımdan çok daha fazla ortama köfte ile birlikte girip çıkabildik. Hala Türkiye’nin bu konuda aşması gereken bir seviye olsa da çok fena durumda değiliz. Yavaş yavaş kabulleniyoruz.

 

Tüm insanlık olarak sevme ve sevilme duygusunu koşulsuzca tatmaya o kadar ihtiyacımız var ki. Alın, köpek alın, kedi alın, kuş alın, tavşan alın, doya doya sevin. Çocuklarınızın kurallarla, kalıplarla dolu dünyaya hazırlanırken en azından büyürken koşulsuz sevgiyi hissedebilmesi için ortam oluşturun. Unutmayın ki  sevgi, doğru kullanıldığında sahip olunabilecek en büyük güçtür.

 

 

28 Mayis 2019

Sana yazmayı özledim kırk yasim. yine cok zaman oldu sana durum bildirmeyeli. sana verdigim sözleri hala tutamadim. hala ortalama seviyede beklentileri olan, amaclari olmayan insanlarin hoşnut olup şükret dedigi hayatima devam ediyorum. bir halt ettigim yok yani anlayacagin. her gun biraz daha korkaklasiyor her gun biraz daha guvensizlesiyorum. nereye varacak bu isin sonu? özümde var olan benligimi korkularima, konforuma esir edip öyle ot gibi ölüp gidecek miyim?

Ben neden doğdum?

Kontratsiz parcalari kacirmayayim, 3-5 saving kasayım , üretime zeval gelmesin diye stres altinda parca yetistirmeye çalışayım sonra ay sonunda aldığımı kartlara yatırayım diye mi cidden? baya baya boktan bir yer israfıyım. Yillardir aradigim hayat amacim yasim ilerledikce hep daha uzaklara kacip benimle saklanbac oynuyor gibi.

her neyse ya. bende havalar dumanli. hadi eyvallah